 |  | |  |  |
"İş ve Yaşam Koçu", ülkemizde iş dünyasının yeni tanıştığı terimlerin başında geliyor. Yeni bir iş alanı olarak ilgi gören bir mesleğiniz var. Bu anlamda "İş ve Yaşam Koçu" ne yapar?
“Koçluk”, dünyada 10 yıldan fazladır yararlanılan bir hizmettir. Ülkemizde ise son birkaç senede gündeme geldi ve ilgi çekti. Ben koçluk uygulamaları ile 2005 yılında Kanada merkezli Erickson College’dan aldığım eğitimlerle tanıştım. Aslında “Coach” ismi, ilk olarak 1500’lerde Fransa’da taşıyıcı araçlar için kullanılırmış. 1840 yılında Oxford’da özel bir grup öğrenciyi sınava hazırlayan eğitmenler için kullanılmış. Ardından günümüze en yakın anlamıyla ilk defa 1889’da sporcu ekiplerini yetiştiren kişilere “koç” denilmeye başlanmış. 1985’de Dr. Dick Boroug tarafından kendi liderlik tarzını tanımlamak için kullanılmış ve böylece iş dünyasına girmiş. 1992’de de 100’den fazla koçluk okulu birleşerek, Uluslararası Koçluk Federasyonu’nu (ICF) kurdular.
Koçluk bir destek hizmetidir. Koçla çalışırken, öncelikle nerede durduğunuzu sonra nereye gitmek istediğinizi ve bunu neden istediğinizi keşfedersiniz. Aslında keyifli bir keşif yolculuğudur bu. İster bireysel, ister kurumsal olsun; merkezde insanın olduğu bir çalışmadır. Koç, tüm bilgi ve deneyimini kullanarak sorduğu doğru sorularla çalıştığı kişinin kendi cevaplarına ulaşmasına aracılık eder. Olduğunuz yere bir nokta koyun, sonra gitmek istediğiniz yere başka bir nokta. İşte koçluk, bu iki noktanın birleştirileceği bir çalışma şeklidir.
İş hayatında başarıyı sizce ne sağlıyor?
İş dünyasında başarıyı sağlayan birçok faktör var. Bunlardan bazılarının çok önemli olduğunu düşünüyorum; örneğin, kişinin kendi yetenek ve kapasitesini ortaya koyabildiği ve kendi değerleri ile örtüşen işi bulması... Yani işinizin sizin güçlü yanlarınızı değerlendiriyor olması lazım. Hepimiz bir şeyler yapabiliyoruz ama bazı şeyleri daha iyi yapıyoruz, değil mi? Bunları neden değerlendirmeyelim? Kişinin anlam arayışına ve öz değerlerine uygun bir işte çalışması da işine olan konsantrasyonunu ve gelişmesini destekliyor. Değişime uyum ve esneklik; bilginin hızla çoğaldığı, yaşamın içine entegre olduğu bu yüzyılda önemli başarı unsurları olarak karşımıza çıkıyor. İş yaşamında başarıya ulaşmak isteyen bireyler, bu alanların herhangi birinde destek almak üzere koçluğun sistematik ve çözüm odaklı yaklaşımlarından faydalanabiliyorlar. Aynı şey kurumlar için de geçerli... Başarılı çalışanların ve takım oyuncularının şirket vizyonuna, hedeflerine katılımı ve bunu gerçekleştirmek üzere beraber hareket edebilmesi önemli bir fark yaratıyor. Sürdürülebilen başarı, ancak doğru temellerle başlanması ve sürekli değişim ile mümkün. Dünya giderek küçülüyor, çok fazla marka ve çok fazla rekabet var. Kurumların kendilerini doğru konumlandırmaları ve bunu sık sık kontrol ederek gereken değişiklikleri yapmaları yaşamsal önem taşıyor. İşte tüm bunlar kurumsal koçluk çalışmalarının ilgi alanına giriyor.
İş dünyasında kişilerin kendilerine oluşturdukları engeller var mı? Bunu nasıl aşabilirler?
Kişilerin iş yaşamından beklediklerini alabilmeleri için öncelikle ne beklediklerini doğru tanımlamaları lazım. Sonra beklentilerine uygun işin, pozisyonun gerektirdiği bilgisel, becerisel yetkinleri geliştirmeleri önemli. Bunlarla da kalmıyor, iletişim, ilişki kurma konularında donanımlı olmaları gerekiyor. Beklentilerin belli aralıklarla kontrol edilmesi, “ben şu anda ne istiyorum, şu an sahip olduğum şeyler beni 3 yıl, 5 yıl ve 10 yıl sonrası için nasıl destekleyecek?” soruları mevcut planların uzun vadede kontrolü anlamına geliyor. Değişim, sürekli gelişim ve yaşam boyu eğitim iş hayatında kişiyi destekliyor. Kişinin kendi zihninde yarattığı bazı engeller de olabiliyor. Koçluk çalışması ile kişinin daha esnek, kendisi ile barışık, korkularının ötesinde, isteklerine yakın bir yaşam yaratmasına destek oluyoruz.
Kendi kendine motivasyon sağlanır mı?
Kişi gerçekten arzu ettiği işi yapıyorsa motive olmada bir sorun yaşamıyor. Yaşam amacından uzak, bir şekilde içindeki ateşi dışarıya çıkartamadığı bir işte olması motivasyon düşüklüğüne yol açıyor. Ücret, çalışma şartları, yapılan işin takdir görmesi, kariyer yolunun açık olması, eğitimler bunların hepsi motivasyonda önemli. Ancak kişinin içsel motivasyonundan bahsediyorsak; hangi pozisyonda, hangi şirkette olduğu bir yana gerçekten istediği şeyi yapıyor olması en önemli motivasyon unsuru. Koçluk çalışmaları zorunlulukları seçimlerle, kısır döngüyü alternatiflerle, imkansızlıkları kaynaklarla, motivasyonsuzluğu uğruna çalışmaya değen hedeflerle değiştiren bir süreçtir. Bazen işinizde neleri sevdiğinizi anlar bazen işinizi değiştirirsiniz. Her şekilde sizin için neyin iyi olduğunu, sizin için önemli olan tüm bilgilerle karşılaştırarak siz bulursunuz ve bunu bulduktan sonra istediğinize motive olmak daha kolaylaşır.
Çalışma hayatında yeni dönem trendleri neler? Yeni dönem koşullarına uyum sağlayabiliyorlar mı sizce?
Yeni trend, şirketlerde de bireylerde de içe dönük sorgulamaların yapılması... Teknolojiyle gelen iş yapış, iletişim, bilgiyi çoğaltma ve kullanmadaki değişiklikler çalışanının da şirketin de her gün yeni meydan okumalarla yüz yüze kalmasına neden oluyor. Bir yandan rekabet içte ve dışta fazlalaşırken, diğer yandan standart işler, iş yapma mantığı gelişen koşullarla ilerlemeyi zorlaştırıyor. Değişim ve dönüşüm yeteneği bireysel ve kurumsal bazda çok önemli. Eğitimler ön plana çıkıyor. Firmalar eğitimlere daha çok kaynak ayırırken, bireylerin de sadece iş ile ilintili yetkinliklerde değil bireysel yetkinlikler ve gelişimde de kendilerine yatırım yaptığını görüyoruz. Koçluk uygulamaları yükselen bir değer olarak karşımıza çıkıyor.
Son günlerde sloganlaşan bir cümle dillerden düşmez oldu: "Çocuk da yaparım kariyer de"... Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kadınların giderek daha çok iş hayatının bir parçası olduğunu görüyoruz. Ancak her ne kadar kadını bir anne olarak destekleyen iş kanunlarımız varsa da benim bu konudaki görüşüm biraz farklı. Diyorum ki çocuk yapmak erkeklere özgü bir şey olsaydı şu anda hamilelikten başlayarak, doğum izni, süt izni ve maddi olarak çok daha fazla imkandan faydalanılıyor olurdu. Sanırım burada yönetim kademesinde, ama toplumun her kesiminde, yasama alanında da yönetim kademesinde daha fazla kadına ihtiyaç var. Bu sadece Türkiye için değil tüm dünya için geçerli. Öte yandan bu süreç çok özenle planlanması gereken dönemleri kapsıyor. Kadın bir yandan en doğal hakkı olan annelik duygusunu yaşarken, çocuğuna karşı olan sorumluluklarını yüklenirken diğer yandan işinden ve çalışma ortamından uzak kalma endişesi yaşıyor. Bu noktada kadının daha çok kendi yaşamından fedakarlık yapması söz konusu oluyor. İş yaşamının planlı olması, annelik gibi önemli bir dönemi nasıl ve ne zamana denk geleceğinin bu geçişin nasıl yapılacağının planlanması çok önemli. Yaşam da bazı isteklerimize ulaşırken önceliklerimize göre yaşamımızı planlamamız gerekiyor. Bu planlamanın dengesini ne kadar iyi sağlarsak toplamda o kadar huzurlu bir dönem oluyor kadın için.
Bununla birlikte "İşim olmadan asla" diyen bir yeni nesil kadınlarımız da var. Çalışma hayatında kadınlarımızın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Çalışan kadınlarımıza dair gözlemlerinize dayanarak sormak istiyoruz; çalışan kadın, sizce mutlu mu?
Yeni dünya, ekonomik düzen sürekli ayakta ve tetikte olmayı gerektiriyor bir noktada. Eskinin güven unsurları yerini rekabetçi bir ortama bıraktı ve kayboldular. Güvenebileceğiniz tek şey var o da sizsiniz. Siz ve mevcut kaynaklarınız. Ekonomik olarak ayakta kalmak, kendisinin ve varsa ailesinin sorumluluğunu almak konusunda kadınlarımızın her zamankinden daha ağır bir yük altında olduğunu görüyoruz. Çünkü kadın her zaman hem işte hem evde çalışıyor. Yani iki kat çalışıyor aslında. Zaman yönetimi ve önceliklerin doğru belirlenmesi çok önemli. Tüm bunların içinde çalışan kadının kendine zaman ayırması zor olabiliyor. Yaşamdan tatmin almak için insanın muhakkak kendisi için de bir şeyler yapması gerekiyor. Kadın kendi parasını kazanmak ve kendi ayakları üzerinde durmak zorunda. Çalışmak kadın, erkek herkes için kendini ifade etmenin başka bir yoludur. Kadınlar, artık kendileri için daha çok adım atıyorlar. Alınacak çok yol olsa da gelişme var bunu göz ardı etmemek lazım. “Kadınlarımız mutlular mı?” dediğinizde ise mutluluk herhangi bir şeye bağlı olmadan yaşanabilecek içsel bir süreç. Tabi burada önce asgari yaşam koşullarının sağlanmış olmasından bahsediyoruz. Temel ihtiyaçları giderilen bir insan için nasıl mutlu olacağının ifadesi kendinde saklı. Önemli olan kişinin bunu görmesi, anlaması, keşfetmesi ve bunun için adım atması. Mutlulukla ilgili anlatılan bir hikaye vardır onu paylaşayım sizinle;
MUTLULUK
İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş...
Hep şikayetçi hep bıkkınmış...
Birgün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler...
Saklayalım, zor bulsunlar...
Zor buldukları için belki kıymetini bilirler diyerek başlamışlar tartışmaya...
Sorun büyükmüş...
Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü...
Kimisi:
'' Everest'in tepesine saklayalım'' demiş, kimisi:
'' Atlas Okyanusu'nun dibine'' demiş.
Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası...
Bir hastanenin yenidoğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi..
Sigara paketi, lale bahçesi...
Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş...
Derken meleklerden biri:
'' İÇLERİNE SAKLAYALIM '' demiş...
'' Kimsenin aklına gelmez içine bakmak!!!''
İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış...
Değerli Tukaş ailesine mutlu günler diliyorum. Sevgiyle Kalın…
|
|