Tüketici Köşesi İçimizden Biri

Son yıllarda tarım, önem verilen konuların başında gelmeye başladı. Türkiye tarıma elverişli topraklara sahip olabilme avantajını kullanabiliyor mu sizce?

Türkiye, sahip olduğu tarımsal potansiyeli ne yazık ki, yeterince değerlendiremiyor. Uygulanan tarım politikası ve destekleme biçimi; yerli üretimi değil, ithalatı teşvik ediyor. Örneğin, Türkiye’nin pamuk ithalatı üretiminden daha fazla. Çukurova’da, Söke Ovası’nda GAP’ta yeterince toprağımız var, üreticimiz var, traktörümüz, makinelerimiz her şeyimiz var. Pamuğu kullanacak sanayicimiz de var. Ancak bugün tezgahlarda, makinelerde ithal pamuk dokunuyor. İthal pamuğa ödediğimiz döviz, 1 milyar dolara yaklaştı. Bunun sadece yarısını kendi üreticimize prim desteği olarak versek, bu pamuk bu ülkede üretilir. İthalat yaptığımız Amerika ve Yunanistan’da çiftçilere bu destekler veriliyor. 2005 ürünü için pamuk primi biraz yüksek açıklandı, üretici daha çok pamuk ekmeye başladı. Fakat 2006’da aynı artış sağlanamadı şimdi bu sene pamuktan kaçış başlayacak. Buna benzer daha birçok örnek var. Türkiye, ürettiği yaş meyve ve sebzenin ancak yüzde 3 veya 4’ünü ihraç edebiliyor. Ama dışardan birçok meyve ithal ediliyor.

Tarıma dayalı sanayiinin gelişmesi, bir anlamda da tarımın gelişmesine bağlı... Tarım ülkesi Türkiye, tarımda neden hala kalkınabilmiş değil sizce?


Tarım, her şeyden önce ülke insanının ihtiyacı olan gıdaların sağlıklı ve güvenilir bir şekilde üretilmesi için yapılır. Birçok ürün tarladan veya dalından alındığı gibi tüketilmez veya kullanılamaz. Mutlaka belli işlemlerden geçmesi gerekir. Bunun için tarıma dayalı sanayi çok önemli. Tarım, sanayiye hammadde sağlar. Fakat Türkiye’de “tarım mı sanayi mi?” diye çok anlamsız bir tartışma ile bu iki sektör hep karşı karşıya getirildi. Sanki tarım ve sanayi birlikte yapılamazmış gibi bilinçsizce bir tartışma yaşandı. Türkiye, tarım ülkesi olduğunu söylemeye utanır hale geldi. Tarım yapmak utanılacak bir iş değil, gurur duyulacak bir faaliyet. Yine yıllarca biz “Avrupa’nın manavı, bahçıvanı mı olacağız?” diye tarımı dışladık. Bugün keşke Avrupa’nın manavı, bahçıvanı olabilsek diyoruz. Gelecekte petrole sahip olanlar değil, tarım yapanlar avantajlı olacak. Biz bu bakış açısı ile tarım yaparsak potansiyelimizi değerlendirebilir ve kalkınabiliriz. Tarımdan kurtulmayı değil, yararlanmayı temel ilke edinmeliyiz. Bugün gelişmiş ülkelerin hepsi, tarım sorununu çözmüş ve tarımdan zenginlik elde eden ülkelerdir.

Tarım sektörünü gelecekte neler bekliyor sizce? (Çevrecilerin üzerinde özellikle durduğu kuraklık ve çevre kirliliği, ülkemiz topraklarını tarımsal açıdan nasıl etkileyecek?)


Bugünkü anlayış ile tarım yapmayı sürdürürsek, gelecekte bizi çok ciddi tehlikeler bekliyor. Nedir bugünkü anlayış? Tarıma yeterince değer verilmediği için ve akılcı politikalar üretilemediği için tarım topraklarımızı kaybediyoruz. Erozyon, bilinçsiz yapılaşma, yanlış sulama, çevre konusundaki duyarsızlık ve daha birçok olumsuzluk nedeniyle tarım topraklarımızı ve su kaynaklarımızı kaybediyoruz. Bence bu küresel ısınmadan daha tehlikeli. GAP’a 18 milyar dolar harcandı, fakat oradaki üreticinin eğitimi gözardı edildi. Suyu tarlaya getirdiğiniz insanı sulama konusunda eğitmezseniz, salma sulama ile toprağın tuzlanmasına neden olur ve o toprağı bir daha kullanamazsınız. Çevre konusu ise tam bir facia. Gerekli önlemler alınmadığı için birçok havza tehlike altında. Avrupa’da da bu sorunlar çok yaşandı. Şimdi çevreyi koruyan yatırımları destekliyorlar.


Tarıma dayalı sanayide üretici ile çiftçi arasındaki işbirliği nasıl sağlanabilir?


Tarıma dayalı sanayi ile çiftçinin birbirine rakip ya da düşman değil, birbirini tamamlayan iki ana unsur olduğu anlayışı ile işbirliği sağlanabilir. Çiftçi ürettiği ürünün sanayide değerlendirilemezse bir değer taşımadığını bilmeli. Sanayici ise, yaptığı yatırımın, kurduğu tesisin faaliyetini sürdürmesi için çiftçinin ürününe ihtiyacı olduğunu bilmeli. Çiftçinin üretim yapmasını, yaşamaya devam etmesini sağlayacak bir politika ile daha kaliteli ürün alabileceğinin bilincinde olmalı. Çıkar çatışması yerine çıkar birliği sağlanırsa iki tarafta faaliyetini daha uygun şartlarda sürdürmüş olur. Bundan hem kendileri hem ülke kazanır. Bunu yapamadığımız için dünyada söz sahibi olduğumuz fındık, incir gibi ürünlerde bile katma değeri bizim üreticimiz, bizim sanayicimiz veya ihracatçımız değil, alıcı ülkeler elde ediyor. Bizi birbirimize kırdırarak bunu yapıyorlar.

Bir tarım yazarı olarak sektörü yakından izliyorsunuz. Tarımsal kalkınma açısından çiftçilerin planlı zirai faaliyetlerde bulunması üzerinde önemle durulan bir konu olarak görülüyor. Tarımda planlı üretim yapılabiliyor mu? Çiftçiler bu konuda yeterince yönlendirilebiliyor mu sizce?


Planlı üretim yapılabilseydi, tarım bu halde olmazdı. Planlama zorlama ile olmaz. Çiftçilere “sen bu ürünü ek, bunu ekme” gibi yasakçı bir anlayış ile tarımda planlama yapılmaz. Üretim planlaması; verdiğiniz desteklerle, uyguladığınız politikalarla olur. Bunun en somut örneğini mısırda yaşadık. Türkiye yılda 2 milyon ton mısır üretirken, iki yıl üstüste mısır üretimine destekleme primi verildi. Mısır üretiminde patlama yaşandı ve ithalat durdu. Bu örneği bütün ürünlere uygulayabilirsiniz. Üretilmesini istediğiniz ürüne daha çok destek verirsiniz, dış ticaret politikanızı buna göre uygularsınız ve üreticiyi o ürüne yönlendirirsiniz. Üretilmesini istemediğiniz ürüne destek vermezsiniz, cazip hale getirmezseniz üretici üretmez. Üretici kar elde edeceği ürünü üretir. Zararına bir yıl katlanabilir, bilemediniz iki yıl. Bile bile zararına üretim yapmaz. Hayvancılığa son yıllarda ciddi destekler verildi. Mevcut işletmeler büyüdü, yeni yatırımlar yapıldı. Destekleme aracı bu nedenle planlamada çok önemli, bu aracı iyi kullanmak gerekir. Bir başka önemli boyutu ise çiftçi eğitimi. Çiftçiyi bilinçlendirerek, planlı üretimi daha kolay sağlayabilirsiniz.

Son yıllarda yaygınlaşmaya başlayan sözleşmeli tarım sistemini, tarım sektörünün günümüz koşullarında nasıl değerlendiriyorsunuz?


Sözleşmeli üretim, planlamanın en temel unsurlarından birisi. Üretici ne kadar üreteceğini, kime satacağını hatta hangi fiyattan satacağını bilerek üretim yapıyor. Sanayici veya alıcı ise kimden, ne kadar ve ne zaman ürün alacağını bilerek üretimini planlıyor. Sözleşmeli üretimin ideal şekli budur. Fakat Türkiye’de bu şekliyle uygulanamıyor. Piyasayı düzenleyen bir mekanizma olmadığı için fiyatlarda keskin düşüş ve yükselmeler yaşanıyor. Fiyatlar çok yükseldiğinde üretici sözleşmeye aykırı olarak ürününü daha yüksek fiyat verene satıyor. Fiyatlar çok düştüğünde ise bu kez sanayici sözleşme yaptığı üreticiden değil, başka üreticilerden daha ucuza alıyor. Böyle bir sözleşme düzeni olmaz. Avrupa Birliği’nde olduğu gibi öncelikle piyasa düzenini oluşturmak ve piyasayı düzenleyecek kurumun veya kurumların oluşturulması gerekiyor. Hem üreticiyi hem sanayiciyi daha da önemlisi tüketiciyi koruyacak bir yapının oluşturulması şart. Ayrıca sözleşmeli üretimde hukuki altyapının da tarafların haklarını koruyacak şekilde düzenlenmesi gerekir. Sözleşmeye uymayan tarafa ağır yaptırımlar getirilmeli.

Sözleşmeli tarım sistemini sektör açısından avantajlı buluyor musunuz?


İyi bir hukuk altyapısı ve tarafların haklarını koruyacak şekilde uygulanacak bir sözleşmeli üretim tarımın her alanında her üründe önemli avantajlar sağlayacağı çok açık. Fakat tütünde uygulandığı gibi sadece alıcının haklarını koruyan tek taraflı bir sözleşmeli üretim yarardan çok zarar verir. Örneğin, tütünde birkaç alıcı var, karşılarında da binlerce üretici. Alıcı kiminle sözleşme yaparsa sadece o üreticiler üretim yapabiliyor. Çünkü tütününü satabileceği başka bir yer yok. Böyle bir sistemle sözleşmeli üretim olmaz. Sözleşmeli üretimin yaygın olduğu bir başka alan domates. Salça sanayicisi üretici ile sözleşme yapıyor. Biraz önce söylediğim gibi piyasa mekanizması iyi işlemediği için ve fiyatlardaki oynaklık nedeniyle hedeflenen başarı elde edilemiyor. Fiyatlar sözleşmede belirtilen fiyatın üzerine çıkınca üretici domatesini başka alıcıya satıyor ve sanayicinin planları yurt dışına verdiği fiyat teklifi altüst oluyor. Bazen de tam tersi yaşanıyor. Fiyatlar sözleşmede belirtilen fiyatın altına düşünce sanayici sözleşme yaptığı üreticinin de fiyatını düşürmesini istiyor veya gidip başka üreticilerden alıyor bu kez sözleşme yapan üretici büyük zarara uğruyor. Bu nedenle altyapının mutlaka oluşturulması gerekir.


Bu sistemin yaygınlaştırılması, çiftçiler açısından olumlu sonuçlar doğurur mu sizce?


Altyapısı iyi oluşturulmuş, hukuki yaptırımları olan ve piyasayı düzenleyici kurumları olan sözleşmeli üretim sistemi elbette çiftçilere de sanayicilere de çok olumlu yansıyacaktır. Üstelik bu sistemle üreticinin ürününü satamama sorunu da olmayacak.

Tarımsal ürünlerin ithalatı konusunda ne düşünüyorsunuz?


Tarımsal ürün ithalatı, bugün zorunluluktan yapılmıyor. Yani Türkiye’de üretimi olmayan bir ürün ithal ederseniz “üretimi yok, mecburen ithal ediyoruz” denilebilir. Fakat 6 milyar doları aşan tarım ürünleri ithalatının yüzde 90’ı bu ülkede üretilebilen ürünler. Bu tablo tarımda akılcı politikalar uygulamadığımızı, tarımdaki potansiyeli değerlendirme becerimizin olmadığını gösteriyor. Ben, ithal edilen tarım ürünlerinin yüzde 90’nının bu ülkede üretilebileceğini bunun için toprağımızın, üreticimizin, iklimin ve her türlü şartın olduğuna inanıyorum. Ama akılcı politikalarımız yok. Kendi üreticimize vermediğimiz, çok gördüğümüz destekleri, kaynağı yurt dışındaki üreticilere vermeyi marifet sanan yöneticilerimiz var.

Tukaş da tarıma dayalı sanayi kapsamında faaliyetlerini yürütüyor. Tarım yazarı olarak Tukaş’ı nasıl değerlendiriyorsunuz?


Tukaş, tarımsal sanayimizin çok önemli kuruluşlarından birisi. Ürün çeşitliliği ve üretim politikası ile tüketiciye güven veren bir marka. Tarım sektörüne çok büyük katkıları olan, yerli ürünlerimizi değerlendiren, katma değer kazandıran her sanayi kuruluşu gibi Tukaş’ın da ülke ekonomisi için çok önemli bir yeri var. Bu tür kuruluşlarımızın değerini bilmemiz gerekir. Tarım konusunda yazılar yazan birisi olarak her zaman yerli kaynaklarımıza katma değer kazandıran kuruluşların yaşamasını ve daha çok büyümesini istiyorum. Çünkü yaptıkları her çalışma, Türkiye’deki çiftçinin alınterine, emeğine değer kazandırıyor. Tüketici olarak alışveriş yaptığımda da yerli ürünleri tercih ediyorum. Çünkü aldığım her ürünün çiftçiye katkısı olduğunun bilincindeyim.

   Bize Ulaşın - Site Haritası - Anasayfa